ben ateşe odunla geldim

 

 

İçimdeki kavurucu fırtınanın adıyla başlamak söze geçse de içimden buna izin vermeyeceğim. Ama korkunç bir fırtına var içimde.. Beynimde zonkları şehirde sokakları parçalayan bir fırtına. Dağlara kaçmak geliyor içimden. Peşimi bırakmayacak bu şehir. Şehri sevmez oldum. Bana yağdıkça bunalıyorum. Ben bulut olup ağlamak isterdim oysa uzaklara.. Herkesin olmadığı uzaklara. Uzaklara o kadar özlem duyuyorum ki bilemezsin. Herkessiz uzaklara. Alıp başımı ellerimin üzerine çıldırmışçasına koşmak istiyorum uzaklara. Ben biliyorum aslında bilmenin en acı olanını… Bilmek insanın kendi uzağına kendini sürüklemesidir. Kendi kaçışına sığınmak istemesidir. Sığınaklar sonbahar yağmurları içimde.. Esrikliğimi üşüten metal yağmurları. Metalın hüznü olur mu.. Şehir de var.. Bu yüzden hangi uzağıma kaçsam bilmiyorum.. Bir söz, belki bir gülüş inficar etmiş bir kıpırdanış, yıkacak beni içime, o en sevdiğim uzağıma. Hasretini biriktirdiğim kuytu köşeme.. Kim yaralanır kim paralanır içimde ve bilinmezce bir dille konuşmak uzandığımda hayat bahçemde.. ve gece bir dostun haykırışına yakalanmak isterdim. Bir sürü yapay cennetlerle çevirdiğim yüzeyimi patlatmak isterdim. İçinden boşalacak uzaklarımı, sedef bir kakma içinde sarmalayıp sana vermek isterdim. Uzağımdaki kuytuda, kim olduğunu artık düşünmediğim ama bir şekilde vermek istediğim sana. Yersizliğimi katıp kendine düz ovada belki dağları dikerdin eğer bu fırtınayı duyabilsen. Sesi kelimesiz fırtınalar topluyorum an be an yersizliğime…çünkü fena yağmak istiyorum. Bulut olup ağlamak sana; vandal yüreğime inat. Seni yersizliğimde çoğaltmak uzaklığımda yaşamak istiyorum. Bu ateşi çalmak gibidir yeryüzünden.. Hava kararacaktır. Göz uzağı örten perde, uykularıma sen gelince. Uykularına bağışlanmak istemem. Uzaklarına sürgün yaşamayı çerçeveletip asmak istiyorum kuytu yersizliğime. Bir Yahudi bir ben bir de sen olmalısın bu uzak yerde. Bu yer ilk düşüp dizlerimizi incittiğimiz yerdir. Bunu bilmek acı verse de biliyorum dizlerimden önce uzakların kanadığını. Bana sormazlar, bu sonbahar İstanbul’unun haytalığını. Haytalık ki gece dinmeyen bir sancı. Umutların uzaklığını en çok seviyorum uzaklarda. Senin çok yakın hissettiğin uzaklarda. Uzak belki de tek çare.. bu metalik buhurdan kaçmak için. Kaçalım uzaklara kaçalım.. Çimler olsun sarı ve bir insanlık öyküsü varsın yazılmazsın arkamızdan. Öyküler değil midir bizi ayartan baharı sarartan. Baharda kıştan kalma aşklar açar yaza, ve yaz yazdırır sonbaharda beyaz kefeni aşklara. Oysa sonbahar uzaklara göçmenin mevsimi değil midir. Göçmen mevsimleri bırakıp gitmek uzaklara. Bir kelebeğin kanadı bile bu yolculuğa yetiyorsa sonbahar sonbahardır. Biz sonbaharız. Uzaklıklara açan sonbahar… değil midir aynalarda bırakıp tılsımları, yalnızca uzak açan ve kendine kaçanların ayları.

İmdat DEMİR

Paylaş: