ateşten merdiven

geceyi alarak boşluğuma
giderayak o kuytuda
çeyrek öfke ile aynalar kavrulur
tozdur pıhtılaşan ardında sallanan
zerrecikler yokken
eğilip şafaktan kırıldığımız yer
bu gecede
ordayım
ateşten toplar
kırmızı inciler aralamayı unutalı çok zaman oldu
şarkılarla yazılmayan
uzak ülke ninnileri
bir daha söylenmez oldular
sıradüzen içinde buharlaşan inatlarım
geçmiş
bir asyalının sabır taşında
yağan bir yağmur tanesi
kuralsız cümleler
esrik bir şiirin ilk hüzün harfleri
içimden geçen sahillerin çakıl taşları
bir öykünün işaretçileri gibi atılıyor
bir çocuğun eliyle
düşülen her öze
kardelenler geçiyor
bu aralıkta kafam geçiyor
herşey geçiyor
geçenlere
inat
geçiyorum
hayatın kadınından
dehşetengiz
tadında
kelimelere dökülen yağmurdan
seni avuçlamalı
şakağıma bağışlanan kederin
ince dizleri kıvrılırsa düşer
cehennemin yalın izleri
benliğin girdabında yol işaretleri
sana çıkmayan o ateşten merdiven
inmelidir sabaha bir daha
kınalar geceye çemen
ruhum geriyor ruhumu
matruşka bebek
açsam bir yüzünü saklar kendini
içe doğru patlayan bir sağanak yağız
dışa yağsa
kimse duramaz
bir ateş böceği bu yangına
yağmalı
cennetin tarlalarına
toprağın seven okşayan yüzeyine
işlemeli derinlerine
yağmur yağdığı kadar
akşama düşen kederim
içinden yalnızlık geçen şehrin
seni bağışlayan elleriyle
bir bir sökülen
günlüğümde uzayan bir cumartesidir.
sonrası mı?
parantez içinde
gece…
sarılıp uyudum işte

İmdat DEMİR

Paylaş:

Bir cevap yazın